24 Aralık 2013 Salı

Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm / Zülfü Livaneli

"Gerçek bir şaheser! Teknik ve psikolojik olarak mükemmel! Öldürmek mi bağışlamak mı ikilemini en iyi veren roman." Yaşar Kemal

"Arkadaşlarım bunun farkında değil ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lakin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsınız. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."
12 Mart rüzgârlarının İstanbuldan Stockholme savurduğu bir mülteci olan Sami Baran, yattığı hastanede Türkiyeden bir hastayla karşılaşır. Bu adam, başına gelenlerin sorumlusu olarak gördüğü eski bir bakandır. Ondan intikamını almak amacıyla Şili, Uruguay, İran gibi farklı ülkelerden gelmiş mülteci arkadaşlarıyla birlikte bir plan yapar.
Ancak, bu planı gerçekleştirmek o kadar kolay olmayacaktır: Sami Baran, anadilin yeri geldiğinde düşmanla da anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır. Ve bu, planın önündeki engellerden sadece biridir... 
Zülfü Livanelinin usta kaleminden, sürgün yaşamı ve öldürmek-bağışlamak ikilemi üzerine, okurları ve eleştirmenleri değişik kurgusu ve beklenmedik final(ler)iyle de etkileyen, kusursuz bir roman.
Zülfü Livaneli'nin tüm kitaplarını okudum sanarken gözümden kaçan kitapları olduğunu farkettim. Onlardan biri de Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm'dü. Eski bir kitap olmasına rağmen pek bahsedeni duymamıştım. 
Bu kitapta da Zülfü Livaneli'nin akıcı dili ile karşılaşıyoruz, tarz olarak diğer romanlardan farklı. Belki biraz Kardeşimin Hikayesi gibi. Kitapta Türkiye gerçekleri siyaset ve psikoloji var. Okura öldürmek mi daha kolay, bağışlamak mı sorusunu sorduyor ve bu sorunun cevabı sürekli değişiyor. 
İsviçre'te yaşayan, yurtlarında çeşitli nedenlerle uzak yaşayan mültecilerin hayatlarını anlatıyor bu kitap. Romanın baş kahramanı Sami'nin başına gelenleri okuyup onun kaldığı ikileme ortak oluyoruz. Hiç bir siyasi görüşü veya karıştığı bir olay yokken başına gelenler yüzünden İsviçre'de yaşamak zorunda kalır Sami.Ve orada yaşarken yaşadığı olayların sorumlularından biri olan eski bir bakanla karşılaşır. Sonrasında da affetme ve intikam alma gel gitleri yaşar. Bu ikilemin cevabını merak ediyorsanız  okuyun derim. 
Kitaptan alıntılar; 
*Bölünmüş bir dünyada, sağduyulu kalmaya çalışan ve herhangi bir takıma girmeyen adama duyulan kuşku, sonunda o insanın çarmıha gerilmesiyle sonuçlanıyordu
*Ben ömrüm boyunca bir köpek olarak yaşamıştım ama artık kesin kararım, bir kediye dönüşmekti. Artık hayatımda bir köpek olarak yaltaklanmalara, bağlanmalara, başkalarını kendime bağlama çabalarına, başımı okşatmaya, sevgi ve sıcaklık ihtiyacı içinde insanların bacaklarına sürünmeye, kuyruğumla birlikte tüylü kıçımı da sallayarak sevimli görünme gayretine hiç yer yoktu. Köpek olduğum yıllarda hepsini yapmıştım, hem de fazla fazla, ama bu beni felakete götürmüştü. Bağlanmalar yüzünden aklımı kaçırmanın kıyısında dolaşmıştım uzun süre. O dönemde yaşamayı unutmuştum sanki. Bunu birisinin hatırlatması gerekiyordu. "Nefes almam gerek" diye düşünmesem nefes almayacaktım. Bütün bunlar bir köpek gibi bağlanmam, sevgi ve merhamet dilenmem yüzünden başıma gelmişti. İnsan denilen yaratıklara ilişkin düşüncelerimin yanlışlığı yüzünden. Dünyayı aydınlık ve sıcak, merhametli bir yer gibi düşünmem yüzünden. Bütün köpekler saftır zaten.
Oysa şimdi bir kediyim ben: Uzak, denetimli, soğukkanlı ve güçlü bir kedi. Eski Mısır'da, Beni Hassan'da yapılmış üç yüz bin kedi mumyasından biriyim: Onlar kadar soğuk, onlar kadar güçlü ve mağrur.

10 yorum:

  1. Bir zamanlar daha lise yıllarındayken kütüphanede okuyabildiğim ve malesef yarıda bırakmak zorunda kaldığım bir eser bu...Bitirmiş olmanı kıskanıyorum doğrusu, benimki yarım kaldı. Ama en yakın zamanda bulup okumak istiyorum...Beni blogumda da Zülfü Livaneli'nin Serenad'ı yer alıyor:)) Bakmak istersen: http://hasibecengiz.blogspot.com/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Serenad'da çok çok güzeldir, en sevdiğim Livaneli kitabı. Bakıyorum hemen bloguna :)

      Sil
  2. Konusu güzelmiş okunmalılar listemteydi zaten.
    Yorum için teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen seversin diye düşünüyorum bu kitabı :)

      Sil
  3. Harika bir kitaptı iyi ki okumuşsun :) Ben de çok sevmiştim:)

    YanıtlaSil
  4. Gerçekten harika bir kitap. Benim hayata bakış açımı çok değiştirmişti. Umarım senin sayende herkes okuma fırsatı bulur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah, açıkçası daha önce okuduğum Livaneli kitaplarının arkasında ismini görmesem bu kitabı hiç duymamıştım. Benim gibi bilmeyenler varsa farkına varırlar belki.

      Sil
  5. Sayende okunacaklar listem kabarıyor. Konusu çok ilgimi çekti ablacım mutlaka okuyacağım :)

    YanıtlaSil

Yorum bıraktığınız için çok teşekkür ederim.
(Yorumlarınıza lütfen link eklemeyin, yorumlarınıza link eklediğinizde yayınlanmayacaktır. GFC hesaplarınıza bloglarınızı eklerseniz isminize tıkladığımızda bloglarınıza ulaşabiliyoruz.)