29 Aralık 2012 Cumartesi

Kavim / Ahmet Ümit

Arka Kapak
Göğsünde haç saplı bıçakla öldürülmüş bir adam.
Adamın kanıyla satırları çizilmiş bir İncil. İstanbul'dan Anadolu'nun derin! lim dinlerin kadim kiliselerine bir yolculuk. Hıristiyanlığın bu topraklardaki kökleriyle yüzleşme. Kavimler bahçesi olan ülkemizin tükenmeye yüz tutmuş kültürlerine bir saygı duruşu... Süryaniler, Nusayriler, Rumlar, Türkler, Kürtler ve bu toprakları ülke yapan halklar... Ülkemiz kültürüyle bezeli, merakla okunan bir roman...
"Genzini yakan koku uyandırdı onu. Bu kokuyu tanıyordu. Yıllarca kapalı kalmış bir kilisenin kokusu. Kilisede yakılan kandillerin, ufalanan taşların, eriyen mermerin, çürüyen ahşabın, yıpranmış sayfaların, küflenen cesetlerin kokusu. Dehşete düşmesi gerekirdi ama sadece çevresine bakındı. Usulca kımıldayan siyah bir leke gördü. Biçimsiz, belirsiz bir leke... 
Simsiyah bir siluet... Gülümsedi lekeye. 'Mor Gabriel,' diye mırıldandı.Leke yaklaştı, yaklaşınca insan cismine bürünüverdi.
Siyahlar içinde bir insan. O insan başucuna geldi, kulağına fısıldadı: 'Beni tanıdın mı?'Mor Gabriel/ diye mırıldandı yine. Ağzından Mor Gabriel sözcükleri dökülürken müziği duydu; derinden, çok derinden gelen bir ayin müziği. Bilmediği bir dilde yinelenen tutkulu bir mırıltı, kendinden geçmiş birinin söylediği bir tekerleme. Aynı anda haçı fark etti. Gümüşten bir haç. Adam haçı elinde mi taşıyordu, yoksa göğsünde mi, anlamaya çalışırken, boşluğu ikiye bölen bir parıltı yandı söndü. Bir acı hissetti. Parıltı yeniden yandı söndü, acı kayboldu, bütün bedenine bir rahatlık yayıldı."
Ahmet Ümit okumaya İstanbul Hatırası ile başladım. Sanırım 4 kitabını okudum şu ana kadar. Kavim, yine diğer Ahmet Ümit kitapları gibi, akıcı, heyecanlı, elimden zor bıraktım kitabı. Zaten 3 günde bitirdim. (Marmaris'te idim, hastaydım, yüksek ateşimin bana uyu! demediği zamanlarda kitap okudum) Dinsel ve etnik öğeler, siyaset, tarih ve bir cinayet. Dinler tarihi, özellikle Nusayriler ve Suryaniler hakkında çok şey öğrendim kitaptan. 
Ve her defasında katil bu desem de yine şaşırtmacalı bir sondu ve üzgünüm, katil uşak değildi :)
En kısa zamanda Patasana'yı okumak istiyorum.
♥Mutlu Yıllar♥

28 Aralık 2012 Cuma

Golden Rose #106 & Pastel #313

Marmaris'te can sıkıntı ve elimizdeki imkanlar ile (3-5 oje götürmüştüm sadece) yaptığım bir manikür. Ama sevdim, değişik versiyonlarını da deneyeceğim :)
Hava genelde çok kapalı ve yağmurluydu, fotoğraflarım da kapalı hava yüzünden istediğim kadar net çıkmadılar maalesef. Taban ojemiz Golden Rose 106 (yazısı burada) üzerine Pastel 313le (yazısı burada) serbest çalıştım :) {Bi'şey yaptım da ben de ne yaptım bilmiyorum = Serbest çalışma} 
Siyahın veya lacivert ojenin üzerine simli ojelerle yapılan uygulamalar bana hep geceleri bulutsuz gökyüzünü ve galaksiyi hatırlatıyor. Ve çok seviyorum.
♪♫Mutlu Yıllar♪♫

24 Aralık 2012 Pazartesi

Doa Kozmetik / Fesleğen Kremi

Doa Kozmetik ile ortaklaşa çekiliş düzenledikten sonra bana çekilişte verilen ürünlerin aynısından bir de bu kremi göndermişlerdi. Kremi paketi açar açmaz annemle denedik ve çok beğendik. O günden beri de elime, ayağıma sürekli bu kremi sürer oldum :) 
''Yoğun shea butter (karite yağı) içeren fesleğen kremimizi kullandığınızda farkı hemen hissedeceksiniz. '' demiş sitesinde Doa Kozmetik bu krem ile ilgili.
Sürdüğünüzde hemen emilen, yağlı bir his bırakmayan bir krem. Fesleğen kokuyor doğal olarak :) Ben kokusu için çok güzel veya çok kötü diyemiyorum ama annem bayıldı :) 
Doa Kozmetik'in sitesini incelemek isterseniz buradan
Bu kremi satın almak isterseniz buradan
Bu krem denemem için Doa Kozmetik tarafından gönderilmiş olup, tamamen kişisel ve objektif görüşlerimle sizinle paylaşılmıştır. Doa Kozmetik'e bu gönderi için teşekkür ederim.
Mutlu Yıllar
Sevgiler ❀✿¸.•

23 Aralık 2012 Pazar

Kahperengi / Hande Altaylı

Arka Kapak
Romanları yayımlandığında en çok satanlar listesinden aylarca inmeyen Hande Altaylı'dan yaşamın içinden, samimi ve sarsıcı yeni bir roman.
O sabah yatakta gözlerini açtığında ise kendini iyi hissetmiyordu. Bir gece önce Fırat'ı görmek dengesini altüst etmişti. Geçmişin asla sandığımız kadar uzakta kalmadığı gerçeğiyle yüzleşmek, yeteri kadar uzağa gidemediği kaygısını doğuruyordu. Yoksa yıllar geçtikçe güçleneceğine, zayıflıyor muydu insan? Olgunlaşacağına koflaşıyor, dayanıklılığını yitiriyor muydu? Öğreneceğine unutuyor, bildiklerinden şüpheye mi düşüyordu? Geride bıraktığı onca şeyden ve onca yıldan sonra böyle yaprak gibi titremek, kendini başa dönmüş gibi hissetmesine yol açıyordu. Yürümüş, yürümüş ama hiçbir yere gidememişti. Belki de dünyanın yuvarlak olması, daima başladığın yere, yani kendine döneceğin anlamına geliyordu.
Küçük bir Anadolu kasabasından İstanbul'un ışıklı gecelerine uzanan bir yolculuğun hikâyesi. Sevginin değil, mecburiyetin birlikte tuttuğu bir ailede büyüyen Narin ilk kez âşık olduğunda yolların nihayet daha büyük yollara bağlandığını, o büyük yolların da başka şehirlere, ülkelere kavuştuğunu anlar. Ve biri gittiğinde arkasında bir yol bıraktığını. Ama o yolların nefrete, ihanete de açıldığını anlaması için aradan yılların geçmesi, dostlukların sınanması, kaybedilenlerin bulunması gerekecektir. 
Aşka Şeytan Karışır ve Maraz adlı romanları yayımlandığı yıllarda en çok satanlar listesinden aylarca inmeyen Hande Altaylı'dan yaşamın içinden, samimi ve sarsıcı yeni bir roman.
Hande Altaylı'nın diğer 2 kitabını okumuşken ve çok beğenmişken Kahperengi'yi okumamak olmazdı. Bugünden geçmişe dönerken soru işaretleri, merak, sonra ne olacak duygusu sarıyor ama ince bir kitap ve ben sevdiğim kitaplar çabuk bitsin istemediğimden yavaş yavaş okuyacağım dedim. Ama olmadı... Olayların nasıl gelişeceğini o kadar merak ettim ki, dayanamadım gece 3'e kadar oturdum. Tadı damağımda kaldı ve bitti.
Narin'in bu kadar da olmaz denilen hayatı (ama neler neler oluyor bu hayatta işte), Fırat'la yeniden kesişen hayatı, bu hayatta iyi şeylerde oluyor dedirten arkadaşı Deniz'le okumaya doyamadığım, bitirdiğimde büyük bir boşluk hissedip şimdi ne okuyacağım dedirten bir roman.
Fazla detay vermek istemiyorum ama Narin'in yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen arkadaşı Deniz sayesinde yaşama tutunması ve belki hayal edeceğinden bile çok iyi noktalara gelmesine mutlu olsam da bir bar hikayesi var, yumrukların falan havada uçuştuğu, söylenmemiş gerçeklerin açığa çıktığı v.s. Narin'le birlikte canım yandı sanki orada. Ama sonrası tam bir bombaydı, sürprizdi ve ben sürprizli sonları severim :)
O zaman yeni yıl dileğim; 
Narin'in ki gibi ne kadar olumsuz şeyler yaşarsak yaşayalım 90 derece değiştirebileceğimiz, şansımızın döneceği, sonunda herşeyin yoluna gireceği bir hayatımız olsun. Narin'in -azıcık dengesiz de olsa- Fırat ile yeniden karşılaşıp aşkı bulması gibi gibi, biz de hayatımızın aşkını bulalım. (Bekarlara ve sevgilisi olmayanlara tabi bu dilek :]) Ve herkesin hayatında bir Deniz olsun, mutlaka olsun. Düştüğümüzde kaldırsın, gülünç durumda düştüysek toparlasın.... 
Mutlu Yıllar

21 Aralık 2012 Cuma

Essence Oje Red-y to Go & Pastel Oje #313

Essence Oje Red-y to Go taban rengi ojeme Pastel Oje #313 ile renkli french yaptım. Ara ara renkli french uygulamasını yapıyorum ve seviyorum. Değişiklik iyidir! 
Bir de bu açıdan bakalım! 
Pastel'in 313 nolu ojesi New Year Glitter diye geçen 2012 yılı için sınırlı sayıda çıkarılmış bir oje. 2012 başında ara tara zor buldum bu ojeyi ama şu an anlıyorum ki gereken önemi hiç vermemişim. 
Hep başka ojelerin üstüne sürdüm ya da renkli french yapmak için kullandım. İlk defa sürdüm ve bayıldım bu ojeye, ne kadar güzelmiş. 
Tırnaklarımda 2 kat uygulanmış hali var. Işıltısına, rengine bayıldım. 
Böyle güzel bir ojenin sınırlı sayıda üretilmesi çok kötü bence. 
Çıkartması zor diye simli ojelerden kaçan ben bu ojeden sonra hep simli ojeleri arar oldum. Çok güzel ama değil mi?
Sevgiler <3<3<3

19 Aralık 2012 Çarşamba

S*ktir Et / John C. Parkin

Arka Kapak
S*ktir Et demek sizi iyi hissettirir. Mücadeleden vazgeçmek, ne hoşunuza gidiyorsa onu yapmak, çevrenizdekilerin sizin hakkınızda düşündüklerini umursamamak ve kendi yolunuzdan gitmek harika bir duygudur.
John C. Parkin'in bu komik ve ilham verici kitabı, S*ktir Et demenin; Doğunun boş verme, vazgeçme ve bir şeylerin o kadar da önemli olmadığını fark ederek gerçek özgürlüğü bulma gibi ruhani fikirlerinin kusursuz bir Batı ifadesidir.
S*ktir Et; şarkı okumak, meditasyon yapmak, sandalet giymek ya da tütün yemek gibi eylemler gerektirmeyen ruhani bir yoldur. Modern zamanın küfürlü söylenişiyle, S*ktir Et, Batılıları şöyle bir sarsıp kendilerine getirecek, anlam dolu hayatlarımıza egemen olan stresi ve gerginliği ortadan kaldıracaktır. 
Bu yüzden, bütün sorunlarınıza ve meselelerinize S*ktir Et demenin bir yolunu bulun. Hayatınızda yapmanız "gerekenlere" S*ktir Et deyin ve sonunda başkaları ne düşünürse düşünsün, neyi yapmak istiyorsanız onu yapın.
Kişisel gelişim kitaplarını okusam mı okumasam mı karar veremiyorum. Okumak güzel de uygulama da başarısız olan bir insanım. Hele de şu sıralar hayatımı yoluna koymaya çalışıp bunu da tam olarak beceremeyince, kitaplardan da feyz alamayınca üzülüyorum. Bu kitabı okumayı çok istemiştim. Sevgili Demet'te bana hediye almıştı bu kitabı. Tabi ben herşeye s*ktir et diyemedim, çünkü anlatılanlar güzel ama umutsuzlukla, korkularla birleşince, mesela benim durumumda iş ararken, bir işten haber beklerken öyle canı gönülden, rahatlıkla işe diyemiyorsunuz maalesef.
Ama kitapta gerçekten çok güzel anlatımlar mevcut. 
Mesela;
*Kendini nasılsan öyle kabul etmenin etkileyici yan etkisi vardır; başka insanları da olduğu gibi kabul etmeye başlarsınız. Belki hemen gerçekleşmez ama zaman ilerledikçe etkisini gösterecektir. Çok basit bir nedenden ötürü gerçekleşir; ne zaman başkalarını yargılarsan, bu yargılama kendini tamamen kabul etmeyişten gelir.
*Çocukları hayatı kontrol edebileceğiniz kadar kontrol edebilirsiniz. Yani, çok zor.
*Başkalarının sizin hakkında ne düşündüğünü önemseyince, herşeyi kişisel olarak algılamaya başlarsınız.
*Hayatta ne yapmak istediğinizi bilmiyorsanız, dünya size anlayışlı davranabilir ve öneriler sunabilir. Fakat bu önerilerin genellikle sizin ihtiyaçlarınızla hiç alakası yoktur, çünkü sizin gibi kimse gerçekten ne istediğini bilemez. İşte bu yüzden ne istediğinizi bilmediğinizde, sizin için başarı ne ifade ediyorsa etsin başarılı bir hayat sürmek zordur. Dünyaya çok belirsiz bir mesaj gönderir ve siz de belirsiz ya da uygunsuz karşılık alırsınız. Dünyanın düzeni budur. Ne istediğinize yoğunlaşırsanız, dünya onu almanızda size yardımcı olur.
(.....)
V.s. V.s. gibi altı çizilebilecek sözlerle dolu. Okunabilecek, ders alınabilecek bir kitap. Ama benim için uygulaması -en azından bazı konular için- çok zor. Yine de, daha rahat, daha az stresli olduğum bir zamanda kitabı tekrar okuyacağım.
Sevgiler <3<3<3

Can Sıkıntısı Manikürü....

Nohut Adam Fırat'ın bu tweeti günün anlam ve önemine çok uyuyor :)
Benim de bi keresinde canım aşırı sıkılmıştı dün ve ben de can sıkıntısından yarı bantlı, yarı serbest çalışma ile bişeyler yaptım ama ne olduğunu ben de bilmiyorum :)
Ortaya karışık oldu ama sevdim yahu :) 
Flormar #429 oje ve Flormar Nail Art siyah oje
Bant çalışmalarım devam edecektir :)
Sevgiler <3<3<3

16 Aralık 2012 Pazar

Yves Rocher Sebo Specific Ultra Mat

Ultra Mat Parlamaya Karşı Nemlendirici Krem

Yağlı ciltte gün boyu süren matlık!

Kaside Kökü içeren formülü sayesinde cilde gün boyu süren bir matlık kazandırır. Yağlı cildin günlü nem ihtiyacını giderirken, en sıcak günlerde bile parlamayı önler. 
Her gün düzenli olarak uygulanması önerilir.
...Ve dahası: Formülündeki Kaside Kökü hücreleri Flavoid adlı moleküller içerir. Bu moleküller cildin yağ dengesini kontrol altına alır, yağ fazlasını emerek parlamayı engeller.
Dermatolojik olarak test edilmiştir.
Yukarıda Yves Rocher'in bu kremle ilgili vaatlerini okudunuz. Bir kaç aydır bu kremi kullanıyorum. Normalde ultra mat ürünleri pek kullanmam, nemlendirmeleri yeterli gelmez, cildim pul pul olur. Annem için başka bir krem alırken bu nemlendiriciyi önerdiler, çokta inanmayarak aldım. Fakat memnun kaldım. 
Zaten genelde de hem blogumda, hem konu ile ilgili postlar varsa yorum olarak yazıyorum; eskiden çok hafifte olsa gün içinde burun çevremde bir parlama sorunu olurdu. Bu nemlendiriciden sonra parlama sorunum ortadan kalktı. Yine de şunu vurgulayayım, benim asla çok fazla şekilde bir parlamam olmamıştır. Yıllardır kullandığım  yağlı cilt ürünlerinin marifeti sanırım. 
Ürün de hafif bir koku var. Beni çok rahatsız etmiyor ama üzerine ne sürersem süreyim nemlendiricinin kokusu hepsini bastırıyor gibi geliyor. Kokuya duyarlı olanlar sevmeyebilirler. En sevmediğim yanı ise kavanozda olması, parmak daldırma olayını hiç sevmiyorum. Pamuklu çubuklar ile idare ettim sürekli. En son Yves Rocher'e gittiğimde derdimi anlatıp onlarında ürün denemelerinde kullandıkları minik plastik çubuklardan aldım da, kurtuldum. 
Bu arada bu nemlendiricinin fiyatı 32,90TL
%20 indirim varmış, internet sitesinde gördüğüm kadarı ile. Yani almak isterseniz 26,30TL'ye geliyor.
Sevgiler <3<3<3

Balea El Ve Tırnak Balsamı / Papatya

Daha önce Almanya'ya ziyarete giden bir arkadaşımız Balea'nın bu kreminden getirmişti bize. Deneyip, kullanıp çok memnun kalmıştık.  Balea yurtdışında hangi ülkelerde var, tam olarak bilmiyorum. Sadece Almanya'da Dm Marketlerde satıldığını biliyorum. Ve çok uygun fiyatlı olduklarını! 
Sonra ara ara şampuanlarını, kremlerini Kadıköy'de kozmetikçilerde görür oldum. Öyle onlarca çeşit değil, birkaç değişik ürünü çeşitli parfümerilerde gördüm. Şimdi hangisi olduğunu hatırlamıyorum ama, daha önce kullanıp memnun kaldığım bu kremi Kadıköy'deki kozmetikçilerin birinde görünce hemen aldım. Nerden gelmiş, nasıl gelmiş bilmiyorum ama hatırladığım kadarı ile 5TL gibi bir fiyata aldım üstelik. 
Sürdüğüm anda ellerimi nemlendiren ve bu etkisi uzun süren, hoş kokan bir krem. Gece sürüp yattığımda sabah ellerim pamuk gibi oluyor. Tabi yine hatırlatayım, ellerim çok kuru değil. Orta kurulukta diyebilirim.
Öko-Test sertifikalı bu krem ama içinde paraben mevcut. İçerik okuma alışkanlığım, özellikle de ürün satın alırken pek yok. Kullanmaya başladıktan sonra okuyorum ben.
Balea'nın ürünlerinin genel olarak çok uygun fiyatlı ve güzel olduğunu duyuyorum, Türkiye'de satılması yaygınlaşsa ne güzel olur.
Bu arada bu DM ler Türkiye'ye gelir mi dersiniz? Rossmann'dan sonra bir atakta onlardan bekliyoruz. 
Sevgiler <3<3<3<3

15 Aralık 2012 Cumartesi

Bitenler #32

Watsons Burun Bandı; İlk kullandığımda bir şey anlamadım demiştim ama kullandıkça ve bu tarz başka ürünler de denedikçe sevmeye başladım. 
Avon Care El Kremi; Bir sürü kullandım bunlardan. Ellerim çok kuru değil, genellikle bana yetiyor. Elimde belki 1-2 tane yedek daha vardır ama artık almıyorum.
Watsons Anti Aging Maske; Ben maskede çok klasik bir insanım. Fazla yeniliğe girmem. Soyulanlardan uzak dururum mesela. Alışmışım, süreceğim, kuruyacak, yıkayacağım. Bu maske bana Sevgili Biricit'in hediyesi. Maskeyi ucundan açtım, sıkıyorum sıkıyorum maske gelmiyor :) Ne oluyor diye içine baktım ki, kağıt maskelerdenmiş, gözü, ağzı falan olanlar var ya :) Çok güldüm kendime sonra :)
Flormar Supershine Oje #28; Yazısı burada . 
Kenzo Madly Sample ve Bulgari Omnia Sample; Bana göre değillerdi sanki ama çok az oldukları için anlamamışta olabilirim :) Daha büyüğü hediye falan gelirse anlarım :)
Bu bitenler yazısını yazmak için 15-20 gündür bekliyorum, belki başka bir şeyler daha biter onları da eklerim diye. Tık yok! Oje bile bitiremiyorum. Yazın 3-5 sürüşte bitiyordu halbuki :(
Sevgiler <3

12 Aralık 2012 Çarşamba

Elidor 7/24 Belirgin Bukleler Şekillendirici Saç Kremi

Ouidad ile birlikte geliştirilen Yeni Elidor Uzman Bukle Belirginleştirici 7/24 Şekillendirici Krem, devrim yaratan Bukle Belirginleştirme Teknolojisi kururken kabarmayan ve elektriklenmeyen belirgin buklelere sahip olmanızı sağlar. Bukleleriniz gün boyu şeklini korur ve belirgin görünür.
Normalde bu saç kremini fazla kullanmam. Ama zor durumlar için dolapta 1 tane bekletirim. Saçlarım dalgalı ama bazen dalgalı saç olmaktan çıkıp elektrik çarpmış saç veya yolunmuş saç kıvamına geliyor. Boya, deniz, kum, güneş, Marmaris'in aşırı kireçli suları yüzünden v.s. Böyle durumlarda saçımı bakıma alıp düzelene kadar da bu krem yardımcım oluyor.

Saçlarımı yıkadıktan sonra havlu ile iyice kurulayıp, nemli saçlarımın boy ve uçlarına sürüyorum. Asla diplere sürmüyorum. Sonra kendi halinde kurumaya bırakıyorum. Gerçekten bukleleri ortaya çıkan, güzel görünen saçlarım oluyor.
Saçımı çabuk yağlandırdığını düşündüğümden işim düşmediği sürece kullanmamaya dikkat ediyorum ama zor zamanlarımın kurtarıcısı olduğu da bir gerçek.
İçeriğide pek sevimli değil ama, bunları bile bile -yerine daha iyisini bulana kadar- kullanmaya devam edeceğim.
Sevgiler <3

9 Aralık 2012 Pazar

The Body Shop Neroli Jasmin Eau De Toilette

Kullandığım TBS parfümlerinden biri de Neroli Jasmin. Ardarda bu parfümlerden bahsediyorum, yılbaşı da geldiği için hediye almak isteyenlere alternatif olabilir. Tüm hediye setlerinde de şu an 3 al 2 öde fırsatı var.
Portakal çiçeği yağı anlamına gelen Neroli, adını Nerola Prensesi’nden almaktadır. Prenses, kendisini beğenenleri büyülemek için bu parfümü kullanırmış. Bu olaydan esinlenerek yarattığımız Neroli Jasmin, yasemin, vanilya, sandal ağacı ve portakal kokularından oluşuyor. Sürer sürmez kadınsı gücünüzün farkına varacaksınız.
Portakal çiçeğinin çarpıcı kokusu, aydınlık amber ve sıcak vanilyayla birleşiğinde, denize vuran ay ışığı veya geceleyin buram buram tüten yasemin kadar büyüleyici bir koku yaratıyor. 
İddialı bir tanıtımı var değil mi? Ama o iddialı tanıtımı hakediyor Neroli Jasmin. İlk kokladığımda kesinlikle çok tanıdık geldi, beni aldı geçmişte bir yaz gecesine götürdü ama tam olarak hangi gece, neresi bunu hiç hatırlayamadım. Ama bu kokunun bana çağrıştırdığı tek şey mutluluk ve bir yaz gecesi. Zaten daha sonrasında 2-3 arkadaşıma denettirdim, onlarda hemen hemen aynı şeyleri söylediler. 
Kullandığım zaman kendimi iyi hissettiren, mutluluk veren bir koku.   Bu parfümü de 3 al 2 öde kampanyasından almıştım. Body Shop'un kampanyalarını seviyorum. Bu sayede bir sürü yeni parfüm ile tanışıyorum.
Bu arada tekrar hatırlatayım, çok kalıcı kokular değiller. Ben gün içinde tazelemeyi sevdiğimden bir sorun yaşamıyorum.
Elimdeki TBS kokularının bunlar olduğunu söylemiştim daha önce de. Zevkler, koku tercihleri kişiden kişiye değişir ama bir sıralama yapmam gerekirse;
1. Neroli Jasmin
2. Cherry Blossom
3. Lychee Blossom
4. Vanilla
Bu arada bazı kokular satıştan kalkacakmış, yerlerine yeni kokular gelmiş. Bazılarını denedim, aralarından çok beğendiklerim oldu. Daha yakinen tanışma fırsatı bulamadık ama :)
Sevgiler <3

8 Aralık 2012 Cumartesi

The Body Shop Lychee Blossom Eau De Toilette

Tatlı liçi ve guava karışımıyla manolya, liçi tomurcuğu ve frezya karışımından oluşan enerjik bir parfüm.
Şubat ayında TBS de indirim olduğunu duyunca belki Cherry Blossom yakalarım diye gidip bu parfümü almıştım. Sanırım fiyatı 35TL idi ve indirim ile 17,50TLye gelmişti. Çok beğendiğim bir koku, genel olarak TBS parfümlerini beğeniyorum zaten. Günlük kullanıma çok uygun -vanilya haricinde-, çok ağır olmayan, baymayan, hoş kokular. Vanilyayı da severek almıştım ama giderek yapay gelmeye başladı kokusu. Vanilya bitince bir daha almam ama Lychee Blossom, Cherry Blossom ve Neroli Jasmin kokuları o kadar güzel ki bittikçe alırım gibi geliyor.
Sevgiler <3

7 Aralık 2012 Cuma

24 Saatimin Anatomisi

Aslında yazılacak yazı çok ta... Bunu da yazmasam olmaz...
Son 1 günü film gibi yaşadım resmen... Hani yok artık, hepsi mi senin başına gelir dediğimiz insanlardan oldum ben...
Hikaye Marmaris'te başladı... Önce gece yatarken bilgisayarımın ekranının garipliğini farkettim. Belki sabaha geçer dedim. Sabah uyanır uyanmaz ekrana baktım ı-ıh, değişen birşey yok. Anladım tamirciye gidecek. İstanbul'a döneceğim için orada vermedim, ama çok mutsuzum. Elim ayağım olmuş bilgisayar resmen.
Uçağım akşam 21:45te. Marmaris ile Dalaman Havaalanı arası nerede ise 1,5 saat. Otogar'dan Pegasus Servisine bindim Dalaman'a gitmek için. Yolu yarılayalı çok olmuştu ki aklıma İstanbul'daki evin anahtarı düştü. Aradım taradım, yok. Eve gidiyorum, nerede ise gece 12'de İstanbul'da olacağım ve anahtarım yok. Şok, panik! Annemi aradım, komşu da anahtar var mı diye. Daha önceki unutulanlarda komşulardaki anahtarları da toplamışız, geri de vermemişiz. Üff!!! Gece gece çilingir arayacağım bir de. 
Havaalanına geldiğim de Annem aradı. Apartman görevlimiz Hüseyin Abimiz var. her apartmana 1 tane lazım ondan. Sağolsun, çilingir bulmuş, kapıyı açtırmış, kilidi değiştirmiş. Tek yapacağım gidince yeni anahtarları Hüseyin Abi'den almak. Ohh!!! Rahatladım. 
Eve geldiğimde 12 idi. Anahtarlarımı aldım. Marmaris'ten dönerken birazcık harçlıkla döndüm, Abim sağolsun lazım olur diye verdi. İlk andan itibaren saçmaya başladım o paraları. Taksi parası, çilingir parası derken gitti mi 200TL. Neyse canımın sağlığı dedim.
Sabah acil bir işim var, erkenden uyandım. Hazırlandım, bir panik ile evden çıktım. Hatırlarsınız belki, hep anlatıyorum. Kardeşimin arabasını kullanıyorum ben. O İngiltere'de. İşe gidip gelirken de ben kullanıyordum. Artık sürekli bana kaldı araba. Neyse, arabaya bindim, kontağı bi çevirdim. Olamaz! Korktuğum başıma geldi. Akü bitmiş. Taksinin numarası aklımda. Çünkü araba yokken -keyfime düşkün olduğumdan- hemen hergün kullanırdım. Aradım. Taksi yok. Çıldıracağım ama sakin olmalıyım. 10 dk sonra tekrar aradım, oh taksi var.
İşimi hallettim, dönerken tekrar taksiye bindim. Arabanın durumunu anlattım, duraklarında ara kablo varmış ama kilitliymiş. Oto elektrikçiye gittik, taksi ile oto elektrikçi amcayı aldık arabaya geldik. Amca takviye yaptı aküye, araba hemen çalıştı. Sonra amcayı götürüp iş yerine bıraktım. Amca lazım olur diye kartını verdi bana. Eve döndüm. Bugün dışarda çok işim var. Bilgisayarımı aldım, tanıdık tamirci var, ona götüreceğim. Kargom var, v.s. Yukarı çıkıp hemen toparlanıp arabaya indim. Ve bingo!!! Araba yine çalışmadı.
Allah'tan amcanın kartını almışım -oto elektrikçi- hemen aradım, amca 10 dakikaya geldi. Tekrar takviye yaptık. Sonra amcanın iş yerine gittik. Yeni akü taktırdım arabaya. Görüşmeye gidip geldiğim taksi paraları, oto elektrikçi amcaya verdiğim paralar ile yine gitti bir 200TL daha :(
Bilgisayarcıya gittim. Günün sürprizi. Ucuz olmayacağını tahmin ediyordum da yinede durduk yere olunca dudağım uçukladı.  Laptopumun ekranı kırılmış. 375TLcikmiş. Fakat iyi haber, kesin parça beklenir, kimbilir kaç gün sürer derken 1 günde olur dedi. Elim ayağım olmuş artık bilgisayar, 375TLye üzülsem de 1 günde alacak olmak beni mutlu etti.
Kargo mu gönderdim, kredi kartı ödeme mi yaptım. Sonra hem Turkcell faturamı ödemek hem marketten alışveriş yapmam gerekiyordu. Evde hiçbirşey yok yiyecek. Bir AVMye gideyim dedim, mağazalara da bakar stres atarım. Aklımdaki şey beni Optimum'a yönlendirdi. Hazır İnglot'ta %50 indirim varken, dürtüp dürtüp durdu beni aklım. Gittim, baktım. Birşeyler aldım. Ve acıktığımı farkettim. Yemeği mi aldım, yedim, bitirdim. Ara ara kuzuşun fotolarını paylaştım falan, yarım saat olmuştur. Yemek bitti, aklım başıma geldi. Benim İnglot çantam nerde?
Neyse, çantamı ödeme yaparken kasada bırakmışım. Derin bir oh çektim. 
Bu arada bilgisayarcı aradı, bilgisayarımın işi bitmiş. Üstelikte 375 TL değil 250 TLye halletmiş. Ahh, nasıl sevindim bilemezsiniz. Uçarak gidip bilgisayarımı da aldım. Arabayı kapıya parkedip, büyük bir mutlulukla eve girdim. biraz atıştırdım, ayaklarımı uzattım, keyif yapıyorum. Hatta 1 saat şekerleme bile yaptım.
Ne gündü ama! İlk olarak ya ben bu kadar parayla neler neler alırdım diye düşünsem de, herşey olacağına varıyor, dert etmeyi bıraktım. Olmuşla ölmüşe çare var mı ki!
Şu da var, bence hayat bana ne işin var İstanbul'da, dön Marmaris'e diyor. Öyle anlıyorum olanları şu anda. 
Yine de evde olmak güzel be! :)

6 Aralık 2012 Perşembe

The Body Shop Japanese Cherry Blossom Eau Toilette


Japanese Cherry Blossom ya da Japonya’da tanındığı ismiyle ‘sakura’nın doğal güzelliğinden esinlenen bu muhteşem çiçek Japon kültürüne derinlemesine işleyerek onların simgesi haline gelmiştir. Cherry Blossom, yoğun güzelliği ile yaşamın geçiciliğinin bir sembolü olarak yüzyıllar boyu ortaya çıkan birçok ruhsal ve felsefi oluşuma ilham vermiştir. Hislerinizi harekete geçirmek üzere tasarlanmış Cherry Blossom’un zarif kokusu ile büyüleyici yanınızı keşfedin.
Uzun süredir istediğim bir koku idi. Fiyatı 49,90TL idi sanırım. İndirimde 2 al 1 öde ile aldım.  Hafif ve çok güzel bir koku. Çok kalıcı olmasa da ben parfüm tazelemeyi seviyorum.
Bunlar da diğer Body Shop parfümlerim
Minik bir koleksiyonum var :) Hepsi de çok sevdiğim kokular.
Tavsiye ederim.
Sevgiler <3

2 Aralık 2012 Pazar

Essence Far Fırçası

Bundan 10 yıl kadar önce (hatta daha fazla) Sebastian Trucco ürünlerini keşfedip, far fırçaları ve pudra fırçası ile bugüne kadar kullandığım en güzel (dayanıklı v.s.) farı, pudrayı almıştım. Pudra fırçasını şurada anlatmıştım. O yıllarda çevremde bırak pahalı tabir edeceğimiz high-end ürün kullananları fırça ile makyaj yapan yoktu. Ürünlerin içinden çıkanlar ile idare ediliyordu. Çok değişik gelmişti görenlere, duyanlara.
Pudra fırçası, far ve pudra beni yanıltmadı ama far fırçalarımdan pek memnun kalmadığımdan sık sık kullanmadım. Zaten görseniz yeni gibiler. Memnun kalacağım bir far fırçası arayışım hiç bitmedi ama uygun fiyat çerçevesinden de çıkmadım hiç.
Essence Gratis'lerde satılmaya başlayınca ben de hemen ilk alışverişimi yapmıştım ve aldıklarımdan biri de far fırçası oldu. 
Essence far fırçasını sevdim. Acelem olduğu günlerde, pratik makyaj yapmak istediğimde sürekli elimin gittiği bir fırça. İlk yıkamada mor renk biraz akıyor, 1-2 de kıl dökülüyor ama sonrasında akma da, kıl dökme de olmuyor. 
Uygun fiyatlı fırça arayanlara, yedekler iyidir diyenlere, fırça almak isteyip çok para vermek istemeyenlere tavsiye ederim. Fiyatı da 5TL civarı idi yanlış hatırlamıyorsam.  
Hatta ilk fırsatta karıştırma fırçasını da alacağım.
Bunlar da sürekli elimin gittiği fırçalar. Bunların haricinde 3-4 fırçam daha var ama daha seyrek kullanıyorum onları. Mesela bunları temizlemeye üşendiğimde :)
Dip Not: Ya bu Trucco markası iflas mı etti, piyasadan mı çekildi? En son Meydan'daki Ali Gür kuaförde kocaman standını görmüştüm, tabi 3-4 sene olmuştur. Sonra bir daha izini bile bulamadım ürünlerinin. Oyda pudrasını çok beğenmiştim, sonsuza kadar tekrar tekrar alacaktım :/
Bir şeyi ya beğenmem; hep yeni markalar/ürünler denerim. Bir şeyi çok beğenirim, firma artık üretmez; hep yeni markalar/ürünler denerim. Bu da benim kaderim :/
Sevgiler <3

1 Aralık 2012 Cumartesi

Ve Kazanan...!

Şurada duyurusunu yaptığım çekilişim için 30 Kasım son gündü. Bugün de son düzenlemeleri yapıp random.org aracılığı ile çekilişi gerçekleştirdim.
Ve kazanan;
Kendisine hemen ulaşıp müjdemi veriyorum. Ben de çekilişlere katılmayı çok sevdiğimden darısı başıma diyorum :) 
Sevgiler <3

Watsons Nane Kokulu Serinletici Ayak Kremi

Kurban bayramı civarında 1 aylığına Marmaris'e geldiğimde ayak kremi getirmediğimi farkettim. Marmaris kozmetik konusunda yokluk bölgesi, öyle çıkıp birşey alamazsınız, çünkü drugstoreların hiçbiri burada yok. Büyük parfümeriler zaten yok. Yerel parfümeriler var ki, son kullanma tarihinin geçtiği ürünleri satıyor olmalarından şüpheliyim. Bir de üzerine anormal fiyatlar. 2-2,5TLye aldığımız ojeler burada 5TL, diğer fiyatları siz düşünün.  
Bir ayak kremi alma şansım olmadığından -her zaman ki gibi- Ablamın kullanmadığı bir ayak kremine el koydum. 
Bu ayak kremi gerçekten çok güzel. Sürdüğüm andan itibaren ayaklarımı serinletiyor, rahatlatıyor. Özellikle çok gezip dolaştığım günlerde uygulaması çok zevkli oluyor. Yorgunluğumu, ayak ağrılarımı hafifletiyor. Vaatleri arasında ayaklara ipeksi bir yumuşaklık kazandırdığı yazıyor ama açıkçası çok kuru bir deriniz varsa pek işe yaramıyor. Yalnız havaların soğuması ile birlikte bu kremi sürüp çorabımı giydiğimde bahsedilen ipeksiliği ve yumuşaklığı biraz da olsa yakalayabiliyorum.
Watsons'un sitesine ürün ile bilgi bulurum maksadı ile baktım ama mağazaya gittiğimde gördüğüm bu ürünü web sitelerinde bulamadım. Daha önce aradığım bir kaç Watsons ürününü de bulamamıştım. Satılan ürünlerin bilgilerinin eklenmesi bu kadar zor olmamalı. 
Marmaris'e drugstore talebimi iletip, ayak kremimi tanıtıp, Watsonsa atarlandıktan sonra postumu burada bitiriyorum.
Sevgiler <3